‘Göç ve Ortak Geleceğimiz’ Sempozyumu Yapıldı

0
172

Anadolu Aile ve Kadın Derneği (AKADDER) tarafından düzenlenen ve 2 gün süren “Göç ve Ortak Geleceğimiz” başlıklı Sempozyum Ankara’da yapıldı.

Anadolu Aile ve Kadın Derneği (AKADDER) tarafından Ankara Kızılcahaman’da düzenlenen ve 2 gün süren “Göç ve Ortak Geleceğimiz” başlıklı sempozyum sona erdi.

Program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Kur’an tilavetinin ardından, ayetlerin Türkçe ve Kürtçe mealleri okundu. Kur’an tilavetinin ardından, AKADDER’in faaliyetlerini konu alan sinevizyon izlendi.

Sinevizyonun bitiminden sonra Feyza Yaşar kürsüye gelerek selamlama konuşması yaptı. Yaşar, programa 45 yerden 450 kişinin katıldığını belirterek katılımcılara teşekkür etti.

Feyza Yaşar’dan sonra kürsüye Mimberşam Derneği Kadın Komisyonu Başkanı Nadya Cuma gelerek bir selamlama konuşması yaptı. Cuma, Suriye’ye yaptığı yardımlardan dolayı Türkiye’ye teşekkür etti. Cuma, Savaşın 6. yılına girdiği Suriye hakkında katılımcılara önemli bilgiler verdi.

Nadya Cuma, Suriye savaşının en büyük mağdurunun çocuklar ve kadınlar olduğunu dile getirdi. Cuma, konuşmasında; “Allah bize muhacirlik nasip etti, sizler de bize en güzel ensarlık yaptınız. Allah Suriye’nin savaşını zaferle sonuçlandırsın, Türkiye’yi de şer güçlerden korusun” dedi.

Nadya Cuma’nın ardından selamlama konuşmasını yapmak üzere kürsüye Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Salih Akverdi geldi. Akverdi, selamlama konuşmasında bin km yolun bir adımla başladığını dile getirdi.

Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz de programın tertipçilerine teşekkür ederek bir selamlama konuşması yaptı. Şengöz konuşmasında, uluslararası planda 200 milyon göç yaşandığına dikkat çekti. Şengöz, daha sonra Aliya İzzetbegoviç’in kadın konusundaki görüşlerini katılımcılarla paylaştı.

Şengöz konuşmasında, “Müslüman erkeklerin gözden kaçırdığı problemleri eğitimli, özgüvenli kadınlar tamamlayacaktır” dedi.

Selamlama konuşmalarının ardından, “Birlikte Yaşama ve Anadolu İrfanı” başlıklı sunumunu yapmak üzere AKADDER Başkanı Rabia Aldemir kürsüye geldi. Aldemir, konuşmasında Suriyeli mültecilerin durumuna ilişkin birtakım bilgiler paylaştı.

Aldemir, “bu coğrafyada, kaderde de kederde de beraberiz” dedi. Birileri öldürürken biz yaşatmaya çalışıyoruz diyen Aldemir şu şekilde konuştu; “Biz onurlu bir iş yapıyoruz. Ne kadar da özlemiştik birbirimizle yaşamayı. Biz din, dil, ırk gözetmeden birbirimizi kucaklıyoruz.”

“Biz olaya, gıdanın ve barınmanın ötesine bakıyoruz. Arzın imarı, neslin ıslahı diyoruz” şeklinde konuşan Aldemir, AKADDER olarak çok yönlü çalıştıklarını dile getirdi.

Aldemir, “biz aile merkezli bir diriliş hareketiyiz. Biz, aile meclisiyle çalışıyoruz. Tıpkı peygamberin yaptığı gibi çalışmalarımızda erkeklerle karar alıyoruz” şeklinde konuştu.

Rabia Aldemir’in konuşmasının ardından Sempozyuma ara verildi. Verilen aranın ardından Sempozyumun birinci oturumuna geçildi.

 

I. GÜN

1. Oturum: Muhacir ve Mülteci Arasında Göç

Oturum Başkanlığını Dr. Murtaza Yetiş’in yaptığı Sempozyumun 1. oturumu “Muhacir ve Mülteci Arasında Göç” başlığıyla yapıldı.

Birinci oturumda ilk sunumu Prof. Dr. Ayşe Gürcan yaptı. Gürcan konuşmasında, beraber yaşamanın önemine vurgu yaptı. Gürcan, Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’nin başarılı çalışmalar yaptığını dile getirdi.

Gürcan, “bu topraklarda doğmuş çocuklara buralı gözüyle bakmalıyız. Eğer yeterli altyapıyı sağlayabiliyorsak fazla nüfus hiçbir zaman handikap olmaz. Büyük bir güce dönüşür” şeklinde konuştu.

Oturumun ikinci sunumu Prof. Dr. Muhittin Ataman tarafından “Küresel Göç Hareketlerinin Arka Planı ve Tarihi” başlığıyla yapıldı.

Ataman yaptığı konuşmada, “İster Türkiye’de yaşayın ister başka bir yerde, ulus devlet yapılanmasını bırakmalıyız” dedi.

Oturumun üçüncüsü sunumu ise Dr. Havva Sula tarafından Yeryüzünde Yerinden Edilenler” başlığıyla yapıldı.

Birinci oturumun son sunumu  ise Gazeteci Yazar Ayşe Böhürler tarafından Avrupa’nın Mülteci Krizi ve Medya” başlığıyla yapıldı.

Ayşe Böhürler’in sunumunun ardından öğle yemeği arası verildi.

 

2.  Oturum: Algılar ve Gerçekler Arasında Terör

Öğle yemeğinin ardından Sempozyumun 2. Oturumu başladı. 2. Oturumun moderatörlüğünü Metin Kaya yaptı.

2. Oturumda ilk sunumu güvenlik analisti Necdet Özçelik yaptı. Özçelik, “Terörün İdeolojik Kaynakları” başlıklı sunumunda, “Şiddetin terörle birlikte var olmasının sebebi demokratik bir temel bulamamasıdır. Bu yüzden şiddeti ideolojiymiş gibi gösterir” dedi.

Özçelik, “Her ülke kendi algısı çerçevesinde terörü tanımlar” şeklinde konuştu.

Sempozyumda ikinci olarak Yrd. Doç. Dr. Ferhat Tekin “İç Göç” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Tekin, iç göç nedeniyle insanların çeşitli travmalar yaşadığına dikkat çekti.

Özellikle Güneydoğu’daki iç göçler nedeniyle hızlı modernleşmenin yaşandığını söyleyen Tekin, hızlı modernleşmenin kültürel ve ekonomik travmalara yol açtığını belirtti.

Oturumun üçüncü sunumunu “Terörün Sosyal Hayatta Oluşturduğu Mağduriyetler” başlığıyla STK Temsilcisi Murat Urğun yaptı.

Urğun sunumunda, Sur ilçesinin tarihi ve ekonomik öneminden bahsederek, “Sur, Diyarbakır’ın en turistik ve en ticari bölgesi, yani Diyarbakır’ın ekonomik kalbidir” dedi.

Urğun, Sur’daki halkın %85’inin terör ve devlet arasında sıkıştığı için göç ettiklerini belirtti.

STK Temsilcisi Urğun, konuşmasında Sur ilçesinde çatışma öncesi ve çatışma sonrası önemli somut verileri katılımcılarla paylaştı.

Murat Urğun, devletin Sur’da mağdur olmuş 9500 aileye 1.000 liralık kira yardımı yaptığını dile getirdi. Urğun konuşmasında İslami STK’ların yaptığı çalışmalara da değindi.

Urğun, “Bir insanın hidayetine vesile olmak, üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

İkinci oturumun son konuşmacısı Yazar Emine Uçak Erdoğan’dı. Erdoğan, oturumda “Şiddet Ortamında Sosyal Hayata Katılma” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Erdoğan, rehabilitasyon meselesinde STK’ların olaya devlet gibi bakmaması gerektiğini belirtti.

Erdoğan, Suriyeli mülteciler konusunda da birtakım açıklamalarda bulunarak, Suriyeli mülteciler konusunda devletin, toplumun ve STK’ların özverili çalışmalar yaptığını dile getirdi.

Erdoğan, “Suriyeliler meselesinde artık ortak geleceği konuşmamız gerekiyor” dedi.

Emine Uçak Erdoğan “başkaları da var. Ya birlikte yaşamayı öğreneceğiz ya da birlikte tükeneceğiz” şeklindeki, Hrant Dink’in sözüyle konuşmasını nihayetlendirdi.

2. Oturum, soru-cevap şeklinde sona erdi.

 

3. Oturum: Gelenekten Geleceğe Birlikte Yaşama

Sempozyumda 3. oturum Doç. Dr. Emel Topçu moderatörlüğünde başladı. Topçu yaptığı konuşmasında, “Siz kahraman kadınlar, isminiz hiç geçmese de toplumun düzenini sağlamak için tüm gücünüzle çalışıyorsunuz” dedi.

3. Oturumun ilk konuşmacısı tarihçi yazar Hüseyin Özhazar’dı. Özhazar, “Birlikte Yaşama Kültürü ve Tarihi Kökenleri” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Özhazar sunumunda, “Adem’in çocuklarıyız. Renklerimizin, dillerimizin farklı olması Allah’ın ayetlerindendir” dedi.

Tarihçi Özhazar, insanlığın bir arada yaşama konusundaki problemlerine İslam’ın hem teorik hem  de pratik anlamda çözümü bulunduğunu belirtti.

Osmanlı isteseydi 1352 yılında Balkanlardaki tüm farklı etnik kökenleri yok edebilirdi diyen Özhazar, “onların hâlâ var olmaları İslam’ın hoşgörüsü sayesindedir” açıklamasında bulundu.

Özhazar’ın konuşmasından sonra Sempozyumda ikinci sunumu “Konukseverlik – Birlikte Yaşama ve Felsefi Açılımları” başlığıyla Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ulukütük yaptı.

Ulukütük sunumunda, “Konukseverlik bir hayırseverlik değil, bir hak meselesidir” dedi.

Ulukütük, “Batının, yüreklerini rahatlatacak pratiği yok, ama bir teorisi var. Müslümanların ise pratiği var, ama teorisi yok” açıklamasında bulundu.

“Ahlaki olanı zorunlu olarak uygulamak ahlaki olmaktan çıkar” diyen Yrd. Doç. Dr. Ulukütük, “Hukuk, suçluları yargılar ama zalimleri yargılayamaz, ahlaki olanla hukuki olan arasındaki ince çizgi budur” şeklinde konuştu.

3. Oturumun 3. konuşmacısı Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur idi. Ulukütük’ten sonra söz alan Akdokur, Ortak Geleceğin İnşasında Kadının Rolü” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

Konuşmasında kadının rolüne değinen Akdokur, “Sadece acziyeti değil, merhameti, şefkati anlatandır kadın” dedi.

Sempozyumun birinci günü, 3. oturumun bitmesinden sonra yenilen akşam yemeği ve 1.5 saat süren atölye çalışmalarının ardından sona erdi.

 

2. GÜN

 

4. Oturum: Göç ve Gelecek

“Göç ve Ortak Geleceğimiz” başlıklı Sempozyumun 4. Oturumu, ikinci gün yapıldı. 4. Oturum “Göç ve Gelecek” başlığıyla yapıldı.

Sempozyum başlamadan önce Visan İmad önderliğinde Suriyeli çocuklar tiyatro gösterisi yaptı.

Sempozyumda 4. Oturumun başkanlığını ASPB Koruyucu ve Önleyici Hizmetler D. Bşk. Hacer Başer yaptı.

4. Oturumda Başer ilk sözü Sosyal Hizmet Uzmanı Esin Tüccar‘a verdi. Tüccar, “Göç ve Terör Mağduru Anne ve Çocuklara Psiko-sosyal Destek” başlığıyla bir sunum gerçekleştirdi.

Sempozyumda “Ensar ve Muhacir Açısından Göçlerin Oluşturduğu Endişe” başlığıyla oturumun ikinci sunumunu Yazar Demet Tezcan yaptı.

Tezcan konuşmasında, “Allah, Suriyelilere muhacirlik durumu, Türkiye’ye de ensar sorumluluğu vermiştir” dedi.

Tezcan muhacirlik konusunda, “biz, Kur’an’ın bize verdiği ödevi yerine getirmek zorundayız” şeklinde konuştu.

Konuşmasında Filistinli muhacirlerin kamplarından da örnek veren Tezcan, “muhacir insanların, belirsizliği yaşaması en büyük travmalardan biridir” dedi.

Sempozyumun üçüncü konuşmacısı, şu an Türkiye’de mülteci olan Filistinli Aktivist Tagrid Mossa idi. Mossa “Vatansız, Topraksız, Geleceği Kuran Anneler” başlıklı duygusal bir konuşma yaptı.

Tagrid Mossa konuşmasında “Ben vatansızım, sahip olduğum tek toprak Turgay Aldemir hocamın Gazze’den getirdiği bir avuç topraktır” dedi ve yanında getirdiği küçük bir torba içindeki toprağı katılımcılara göstererek, “nerede ölürsem kabrime bu toprağı koyun” şeklinde konuştu.

Mossa, Yadudilerin kendilerini Filistin’den çıkardığını ve Lübnan’da bir kampa yerleşmek zorunda kaldıklarını, Sabra ve Şatilla kamplarının bombalanmasından sağ kurtulduğu dile getirdi.

Filistinli aktivist Mossa, “acı çekmek asla boynumuzu bükmedi, sadece bizi güçlendirdi. Çünkü her acıdan umut doğar” dedi.

Mossa sunumunda, Filistinli vatansız bir nesil yetiştiğini, çocuklarının Filistin’i hayal olarak bildiklerini dile getirdi.

4. Oturumda Sempozyumun son konuşmasını “Toplumsal Kabul ve Yaraların Sarılması İçin STK Çalışmaları” başlığıyla Anadolu Platformu Suriye Koordinatörü Mahmut Kaçmazer yaptı.

Kaçmazer, “sizin yardımlarınız olmasa biz ne bu toplantıyı yapabilirdik ne de bu konu hakkında konuşacak yüzümüz olurdu” şeklinde konuştu.

Kaçmazer, “bu ağır yükü hiçbir STK tek başına kaldıramaz diye bu işin külfetine de sevabına da ortak olduk” dedi.

Kaçmazer’in konuşmasının ardından 4. Oturum sona erdi.

4. Oturumun bitmesinden sonra Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir katılımcılara yönelik bir konuşma yaptı.

Aldemir konuşmasında, “şu anda dünyanın tuzu kurularını buraya toplasanız, beş dakikadan fazla konuşamazlar. Hamdolsun ki bizim konuşacak sözümüz var, hikâyelerimiz var. Zaman yetmiyor” dedi.

“Bilmeliyiz ki, her imkân bir imtihandır” diyen Aldemir,  “Allah, çare olalım diye bizi kardeş kıldı” şeklinde konuştu.

Aldemir, konuşmasına şöyle devam etti; “biz, dünyanın öbür ucunda kardeşimizin canı yansa koşup giden yiğit Anadolu insanıyız. Biz, birbirimize muhtacız. Biz, birlikte anlamlıyız.”

 

Sonuç Bildirgesi

2011 yılında Suriye’de başlayan savaş, birçok insanı kendi toprağından, şehrinden, evinden, dahası hayata tutunduğu her şeyden kopararak başka ülkelere göç etmeye zorlamıştır. Her bir Suriyeli, tıpkı toprağından koparılmış ve başka topraklarda can bulmaya çalışan bir çiçek gibi hayata tutunmaya çalışıyor.

Yaşanan bu göç dalgasıyla çok sayıda mülteciye kapılarını açan Türkiye, ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Diğer taraftan kendi topraklarımızda terörün tetiklediği iç göç olgusuyla da karşı karşıyayız. Yaşadığımız terör, bu topraklar üzerinde kurduğumuz rüyalara, ideallere doğrudan saldırarak insanları emniyetsiz, sahipsiz bırakmakta ve güvensiz bir ortam oluşturmaktadır.

Yaşanan bu iç ve dış göçle bir kez daha tanıklık ediyoruz ki bu durumdan en çok kadınlar ve çocuklar etkilenmektedir. Göç, yeniden başlamanın bir yolu ve imkânıdır. Kadın, her gittiği yerde yeniden başlamanın, ortak gelecek inşa etmenin en aktif öznesi olmuştur. Zorunlu göçün yaşattığı travmayla birlikte çocukların rehabilite edilmesini, gidilen yerlere uyum sağlamasını, yeni bir gelecek kurgusunun oluşturulmasını da hep kadın üstlenmiştir.

AKADDER olarak, İslam medeniyetinin çağdaş temsilcileri olan bizler, tarihi tecrübemizden tevarüs ettiğimiz birlikte yaşamanın güzelliğini bir kez daha tüm dünyanın dikkatine sunma kararlılığındayız.

Ulus devlet, dün olduğu gibi bugün de bize uymayan bir kavramdır. Devletlerin sınırları olabilir, ama gönüllerin, sivil toplumun sınırları yoktur. Nerede yaşarsak yaşayalım, ayrışmanın üstesinden gelebilmek için ulus devlet zihniyetinden kurtulmamız lazım. Vatandaşlar arasında ayrım gözetilmeksizin insana insan muamelesi yapılmalıdır. İslami ve insani olan yaklaşım budur. Çünkü yeryüzü herkese yetecek kadar geniş, denizler herkesi kucaklayacak kadar engin, Güneş herkesi ısıtacak kadar sıcak…

Sivil toplum, devletin ve milletin menfaatini gözeterek bağımsız bir şekilde hareket ettiğinde anlam kazanır. Bizler, yaşanan bu yıkıma, İslami ve insani duyarlılıkla yaklaşmalı, sivil bir bakış açısıyla bakmalıyız.

Küresel adaletin yeniden tecellisi için nerede bir acı olursa bunun için harekete geçen insanlarız. Ancak sorumlu davrandığımız takdirde Müslüman kimliğimizden söz edebiliriz.

Tarihe takılıp kalarak bugüne ait bir dünya inşa etmek zor. Kendi medeniyet havzamıza dönüp kendi kavramsal altyapımızı oluşturmalıyız.

Bugün burada AKADDER olarak buluşmamızın en temel nedeni; iç ve dış göç mağduru aileler için eğitim, kültür, sosyal uyum, psiko-sosyal destek çalışmaları yapan STK’lar ile bu alandaki araştırmacı, yazar, kanaat önderi ve akademisyenleri buluşturarak bilgi ve tecrübe paylaşımı sağlamaktır. Bu buluşma, kısa ve uzun vadede yeni projeler üreterek daha somut adımlar atmaya, bütün imkânlarımızı seferber ederek yapılan çalışmaları görünür kılmaya vesile olmalıdır.

Ortak gelecek, bizim ellerimizde ve bizim emeklerimizle şekillenecek…